Uzmanlıklar

Fiziksel sağlığımız kadar ruh sağlığımız da yaşam kalitesi açısından son derece önemlidir. İş hayatının sebep olduğu yoğun tempo, aile içi iletişimimiz, duygusal ilişkilerimiz ve bunun gibi daha birçok neden psikolojik olarak hassas bir yapıda olan “insan” türü için olumsuz etki bırakabilmektedir.

Bipolar Bozukluk
(Manik Depresyon)

Bipolar bozukluk “manik depresyon” adı ile de bilinmektedir ve insanın duygudurumunda, enerjisinde ve fonksiyonlarını yerine getirebilme yetisinde değişikliklere sebep olan bir beyin rahatsızlığıdır. Bipolar bozukluk semptomları başkaları ile olan ilişikilerin zarar görmesi, iş hayatında veya okulda zorluklar ve sıkıntılar ve hatta intiharla sonuçlanabilir. Aynı zamanda genellikle normal duygudurum dönemleri bulunmakla birlikte bipolar bozukluk olan kişiler tedavi edilmediklerinde duygudurumlarındaki bu değişiklikleri yaşamaya devam ederler. İyi haber ise bipolar bozukluğun tedavi edilebilmesi ve bu hastalığı olan kişilerin hayatlarını dolu dolu ve verimli bir şekilde yaşamaya devam edebilmeleridir.

Bipolar bozukluğun Semptomları Nelerdir?

Bipolar bozukluk duygudurum ve mizaçta çok çarpıcı dönüşümlere neden olabilir; sıklıkla aralarda normal duygudurum dönemleri gösterirken kendini dünyanın zirvesinde veya rahatsız edecek derecede aşırı huzursuz ve hızlı hissetmekten üzgün ve umutsuz hissetmeye kadar değişebilir. Bu iniş ve çıkış dönemleri mani ve depresyon nöbetleri olarak adlandırılır. Manik Faz

  • Kendini dünyanın zirvesinde hissetmek. Hiçbirşeyin (hatta kötü haberler, dehşet verici bir olay ya da felaketin bile) bozamayacağı tam ve katıksız bir mutluluk hissi,

  • Ani veya aşırı huzursuzluk, sinirlilik ya da hiddet. Mani sıklıkla mutluluk verici bir deneyim olarak resmediliyor olsa da bipolar bozukluğu olan kişilerde durum farklıdır.

  • Görkemli ve debdebeli hezeyanlar (delüzyon). Hastalar Tanrı ile, şöhretli kişiler ile ya da siyasi liderler ile özel bağlantıları olduğunu hayal ederler.

  • Yenilmezlik hissi veya becerileri hakkında gerçekdışı inançlar. Hasta ne görev olursa olsun hiçbirşeyin onu başarı ile tamamlamasına engel olamayacağını hisseder.

  • Hiperaktivite. Bir gün içinde yapabileceğinden çok daha fazla iş programlama; kıpırdamadan sakin oturamama, gevşeyememe.

  • Aşırı riskli davranışlar. Gözükara tedbirsiz ve korkusuz araba kullanma, saçma ve aşırı alışveriş çılgınlığı, aptalca iş yatırımları, karakterine aykırı cinsel davranışlar.

  • Kontrol edilemez hızda düşünce değişikliği ve çok hızlı konuşma. Konudan konuya aniden değişen düşünceler ve giderek tutarsızlaşan ve anlaşılması zorlaşan hızlı ve yüksek seste konuşmalar.

  • Daha az uyku ihtiyacı

Depresif Faz
  • Aşırı üzüntü veya ümitsizlik, çaresizlik. Hasta kendini aciz, umutsuz ve değersiz hisseder.

  • Bir zamanlar çok zevk aldığı etkinliklere artık ilgi duymama.

  • Enerji yokluğu, bitkinlik, yorgunluk hissetme.

  • Uyku bozuklukları. Çok uyuma ya da hiç uyuyamama.

  • İştahta değişiklikler. Ya dikkat çekici bir iştah artışı ya da diyet yapmadan önemli bir kilo kaybı olması.

  • Konsantrasyon, hafıza ve karar verme bozuklukları.

  • Ölümle veya intiharla ilgili düşünceler.

Ağır mani veya depresyon nöbetleri bazen halüsinasyonlar (aslında orada var olmayan şeyler görmek ve duymak) ve delüzyonlar (mantıklı açıklamalardan etkilenmeyen yanlış ancak güçlü inançlar) gibi psikotik semptomlar da içerir. Hastalığın Sebebi nedir? Bilim insanları bipolar bozukluğun muhtemel sebeplerini çok çeşitli çalışmalarla araştırmaya devam etmektedirler. Günümüzde bir çoğu bipolar bozukluğun tek bir sebebi olmadığı, hastalığın ortaya çıkmasında bir çok faktörün birlikte etkili olduğu konusunda hemfikirdirler. Bipolar bozukluk nesiller arası geçiş yapabilmektedir, bu nedenle bu hastalıkta genlerin rolü ve katkısı olasılığı yüksektir. Ancak bipolar bozuklukta çevresel faktörler de çok önem taşımaktadır; aşırı stres, uyku bütünlüğünün bozulması, uyuşturucular ve alkol de eğilimli hastalarda nöbetleri tetikleyebilmektedir.

M. Monroe C. Z. Jones V. Van Gogh A. Einstein

Bipolar Bozukluk Tedavi Edilebilir mi? Kesinlikle. Bipolar bozukluk çok iyi tedavi edilebilmektedir. Bipolar bozukluk nüksedebilen bir hastalık olduğu için uzun süreli koruyucu tedavi şiddetle tavsiye edilmektedir.

Tek başına ilaç tedavisi veya psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte kullanımı hastalığın uzun süreli tedavisinde optimal sonuçlar vermektedir. Bipolar bozukluğun kontrol altına alınması amacıyla genellikle duygudurum dengeleyicileri olarak bilinen ilaçlar reçete edilmektedir. Vakaların büyük bir kısmında tedavi sürekli olduğunda çok daha iyi kontrol sağlanmaktadır. Tedavi esnasında hiç ara verilmeden de bazen duygudurum değişiklikleri oluşabilir. Psikiyatrist ile yakın yardımlaşma ve açık iletişim tedavinin etkisinin artmasında bir farklılık yaratabilir. Her ciddi hastalık gibi bipolar bozukluk da bir insanın hayatında ve başkaları ile özellikle de eşler ve diğer aile bireyleri ile ilişkilerinde bozulmalara ve aksamalara yol açabilir. Bu nedenle bipolar bozukluk nedeni ile tedavi altında olan kişiler, psikiyatristleri ile birlikte sorunları çözmek ve hastalık nedeni ile zarar gören ilişkileri yeniden kurmak için bazen psikoterapiden fayda görebilirler.

Bipolar bozukluk aile hayatında ciddi aksamalara neden olabileceği ve aile içinde aşırı bir stres yaratabileceği için diğer aile üyeleri de özellikle ruh sağlığı alanındaki uzmanlardan alacakları yardımlardan yararlanabilirler. Aileler bu uzmanlardan sadece ailenin hasta üyesi ile başa çıkabilmeye yardımcı olabilecek stratejiler öğrenmekle kalmazlar, aynı zamanda tedavinin aktif bir parçası haline gelmeyi de öğrenirler.

 
ANKSİYETE BOZUKLUKLARI

Anksiyete bozuklukları en sık görülen duygusal bozukluklardır ve sadece Amerika'da 25 milyondan fazla kişiyi etkilemektedir.

Bir çok biçimi ve şikayetleri arasında şunları sayabiliriz:

  • · boğucu ve ezici bir şekilde panik ve korku hissetme, panik ataklar,

  • · kontrol altına alınamayan takıntılı ve saplantılı düşünceler,

  • · hatırlanmak istenmeyen ama davetsiz aklımıza giren acı verici anılar,

  • · tekrarlayan kabuslar,

  • · mide ağrıları, midede karıncalanmalar, kalp çarpıntıları, daha kolay korkuya kapılma ve kas gerginlikleri gibi fiziksel bulgular.

Anksiyete bozuklukları normal sinirlilik hali duygularından farklılık göstermektedir. Tedavi edilmeyen anksiyete bozuklukları, insanları, şikayetleri tetikleyen veya kötüleştiren durum ve ortamlardan kaçınmaya ve uzak durmaya iter. Anksiyete bozuklukları olan insanların depresyona girme ihtimalleri daha çoktur ve şikayetlerini gidermek için alkol ya da diğer uyuşturucuları suistimal edebilirler. Ayrıca işlerindeki performansları, okuldaki başarıları ve kişisel ilişkileri de olumsuz etkilenebilir.

Anksiyete Bozuklukları Çeşitleri

Panik Bozukluk Panik bozukluğun ana semptomu, fiziksel ve psikolojik sıkıntının çok yoğun ve baskılı bir birleşimi olan panik ataktır. Bir panik atak esnasında aşağıdaki semptomların bir çoğu birlikte görülebilmektedir:

  • · Kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı,

  • · Terleme, titreme, çırpınma,

  • · Nefesinin yetmemesi, boğulma hissi,

  • · Bulantı veya karın ağrısı,

  • · Baş dönmesi, sersemlik ve bayılma hissi,

  • · Ortam ve zamandan kopukluk hissi, kaybolma hissi,

  • · Kontrolünü kaybetme, “delirme” ya da ölme korkusu,

  • · Uyuşukluk,

  • · Üşüme, ürperme ya da sıcak basmaları.

Semptomlar çok ağır olduğu için panik ataklı bir çok insan, kalp krizi geçirdiklerine veya hayati tehlikesi olan başka bir hastalığı olduğuna inanırlar.

Fobiler ( Korkular) Fobi, belirli bir nesneden, ortamdan veya etkinlikten kaynaklanan aşırı, sürekli ve kalıcı korkudur. Bu korkular o kadar çok sıkıntı yaratırlar ki bazı kişiler bu korkularının sebeplerinden kaçınmak için aşırı uç davranışlarda bulunabilirler.

Üç tip fobi vardır:

Spesifik fobi – Genellikle zararsız bir nesneden ya da bir durumdan aşırı ve ölçüsüz derecede korkma. Hastalar korkularının aşırı olduğunu bilirler ancak üstesinden gelemezler. Örneğin uçaktan ya da örümcekten korkma.

Sosyal fobi ( sosyal anksiyete bozukluğu da denir) – Sosyal ortamlarda ya da etkinliklerde performanslarda utanma veya küçük düşmeye bağlı ciddi anksiyete ve rahatsızlık. En yaygın örnekler topluluk önünde konuşma, insanlarla tanışma veya umumi tuvaletleri kullanmadır.

Agorafobi – Kaçışın zor veya sıkıntılı olabileceği ya da panik semptomları ortaya çıktığında yardım bulunamayacağı durumlarda duyulan korkudur. Tedavi edilmezse agorafobi çok ciddi boyutlara ulaşabilir ve o kişi evden çıkmayı reddedebilir.

Bir hastada fobi teşhisi ancak korkusu gerçekten çok yoğun bir sıkıntı verirse veya günlük yaşamındaki diğer etkinlikleri bozacak kadar anlamlı ve ciddiyse konulabilir.

Obsesif-Kompulsif Bozukluklar Obsesyonlar (saplantılar), devamlı tekrarlayan endişe verici ve mantıkdışı düşüncelerdir. Mantık yürüterek kontrol altına alınamayacak büyük anksiyetelere sebep olurlar. Yaygın olarak görülen saplantıların içinde pislik veya mikroplara karşı olan saplantı ve sürekli söylenme şeklinde kaygılarını dile getirme, her şeyi çok özel bir düzen içinde tutma ve koruma takıntısı bulunmaktadır. Obsesif-kompulsif bozukluğu olan bir çok kişi bu saplantılarını asgariye indirmek için tekrarlanan davranışlara ya da zorlamalara başvururlar. Örneklerin arasında sık sık ellerini yıkama, şüphelerini ve endişelerini tatmin etmek için tekrar tekrar kontrol etme ve ileri derecede katı kurallar koyma ve uygulamayı sayabiliriz. Kompulsif davranışlar sıradan günlük hayatın alışkanlıklarını ve sosyal ilişkileri aksatıcı ve bozucu olabilir.

Post Travmatik Stres Bozukluğu Post travmatik stres bozukluğu (PTSB) çok ağır ve korkunç bir fiziksel ya da duygusal olay yaşayan kişilerde ortaya çıkar. PTSB olan kişilerde tekrarlayan kabuslar, istenmediği halde hatırlanan anılar ve hatta olayların yeniden en baştan tekrarladığı geçmişe dönüşler görülebilir. Geçirmiş oldukları travmayı hatırlatan koşullar tekrarlandığında aşırı strese ve sıkıntıya girerler ve bu durumlardan kaçınmak için de aşırılıklara kaçabilirler. Bunlara ilaveten şu semptomlar görülebilir:

  • · Uyuşmuş ve bulundukları ortam ve zamandan kopmuşluk hissi,

  • · Uyumada sorunlar,

  • · Gergin ve tetikte olma hali,

  • · Asabilik.

PTSB'nu tetikleyebilecek olaylar içinde askeri çatışmalar, şiddetli kişisel saldırı, doğal afetler, trajediler (örn. Uçak kazası..), çocuklukta maruz kalınan fiziksel veya cinsel taciz ya da başka bir kişinin ciddi şekilde yaralanmasına tanık olmayı sayabiliriz.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu (Genel Kaygı Bozukluğu) Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan kişilerde günlük hayatı aksatan sürekli ve aşırı bir gerginlik vardır. Devamlı endişeli bir haldedirler ve bu endişelerini kontrol etmekte kendilerini çaresiz hissederler. Bu endişeleri genellikle işlerinde yüklendikleri sorumluluklar, ailelerinin sağlığı veya ufak tefek ev işleri, arabalarının tamir işleri ya da randevuları gibi küçük konulardan kaynaklanmaktadır. Uyku bozuklukları, kas ağrıları/gerginlikleri ve baş ağrıları şikayetleri olabilir ve kendilerini güçsüz, dayanıksız zayıf hissederler. YAB olan kişiler asabi ve hırçın olabilirler ve sıklıkla işlerinde konsantrasyon ve etkili çalışma sorunları bulunur.

Anksiyete Bozukluklarının Sebepleri Nelerdir?

Araştırmalar bir çok ipucu sağlamış olsa da anksiyete bozukluklarının sebepleri halihazırda tam olarak bilinmemektedir. Bazı anksiyete bozukluklarında beyinin korkuya verilen cevapları düzenleyen bölgesinin bir rolü olabilir. Anksiyete bozuklukları ailevi geçişli olabilir, bu da bazı gen birleşimlerinin ve çevresel stresin bozuklukların oluşumuna sebep olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca beyin kimyasının rolü de halen araştırılmaktadır.

Tedavi

Her anksiyete bozukluğunun kendine has özellikleri olsa da büyük bir bölümü iki türlü tedaviye iyi yanıt vermektedir: psikoterapi ve ilaç kullanımı. Bu ilaçlar tek veya birkaç tanesi birlikte verilebilirler. Tedavi, semptomlardan anlamlı bir derecede iyileştirebilir ancak her zaman tam bir iyileşme sağlayamayabilir.

Bir çok etkili ilaç tedavisi ve psikoterapi yöntemi bulunmaktadır. Tedavinin etkili olması ve iyi sonuç alınabilmesi için haftalar gerekebileceğinden bir psikiyatrist hastanın gelişimini takip etmeli ve gerektiğinde değişiklikler ve düzeltmeler yapmalıdır.

Anksiyete bozukluğu olan bir çok insan maalesef yardım almamakta ve tedavi olmamaktadır. Bu hastalar bilinen sebepleri olan ve etkili tedavileri bulunan bir hastalığı oduğunu bilmemekte ya da anlamamaktadır. Diğerleri ise yardım ve tedavi için psikiyatriste giderlerse ailelerinin, arkadaşlarının ya da iş arkadaşlarının kendilerini eleştirebileceğinden ya da olumsuz bir izlenim yaratacaklarından korkmaktadırlar.

 
Insomnia

Insomnia, uykuya başlayamama ve/veya uykuyu sürdürememe olarak tanımlanır. İnsanlar hayatlarının bir döneminde çoğunlukla uykusuzluk sorunu yaşarlar. Ancak uyuyamama durumunun bir hastalık olması için belirli kriterleri karşılaması gerekir. Uyuyamama hastalığı yani bu durumun kronik biçimde yaşanma yaygınlığının %10 civarında olduğu düşünülmektedir. Aslında insomnia, diğer uyku bozukluklarında da olduğu gibi kendi başına bir hastalık veya tanı değil, bir semptom, yani belirtidir. Genellikle psikolojik sorunların semptomlarından biri olarak ortaya çıktığını görürüz. Her kişinin uyuma ve uykusunu alma süresi farklı olduğundan, bir kişinin ne kadar süre uykusuz kaldığında insomnia sorunu olduğunu söylemek için belirli bir süre vermek yanlış olur.

İnsomnia Tipleri İnsomnia, kişinin rahatsızlığı yaşama süresine göre 3’ e ayrılır:

  • Bir haftadan kısa süren belirtiler; geçici insomnia

  • Bir haftadan üç haftaya kadar süren belirtiler; kısa süreli insomnia

  • Üç haftadan fazla süren belirtiler; kronik insomnia

Insomnia, her yaş grubunu etkileyen bir sorundur. Insomnia, yetişkinler arasında, kadınlarda erkeklerden daha çok görülmektedir. Insomnia, özellikle psikolojik sorun yaşayan insanlarda olmak üzere sosyal statüsü düşük kesimde ve kronik alkoliklerde daha sık görülmektedir. Psikolojik stres, uyku bozukluğuna sebep olan en önemli faktörlerden biridir. Psikolojik sıkıntı yaşayan insanlarda geçmiş dönemlerde oluşmuş olan ya da güncel mevzulardan kaynaklanan bir stres yükü olduğundan, bu kesimde insomnia semptom olarak genellikle görülür. Uyuyamama sorununa yol açtığına sık sık tanık olduğumuz güncel mevzular ayrılıklar, boşanma ve kayıplardır. Insomnia problemi psikolojik sorunların bir semptomu olarak en çok görülmekle birlikte aşağıdaki durumların da bu soruna yol açma potansiyelleri yüksektir;

  • Jet lag (uçuştan sonra zaman farklılığından kaynaklanan uyku düzensizliği)

  • Vardiyalı çalışma

  • Aşırı veya rahatsız edici gürültü

  • Rahatsız edici oda sıcaklığı

  • Medikal veya cerrahi müdahale gerektiren hastalıklar ve/veya bu nedenle hastanede yatma

  • Madde, alkol gibi uyarıcı maddelerin kullanımı ve/veya kullanımının bırakılması

  • Yüksek irtifalarda uzun süreler kalma (Tırmanıcılarda insomnia)

  • Fiziksel rahatsızlıklar

Uykusuzluk (Insomnia) Belirtileri Nelerdir?
  • Uykuya dalmada ve uykuyu sürdürmede güçlük

  • Uyumaya rağmen uykuyu alamama, dinlenemediğini hissetme

  • Uykuya dalmada güçlük yaşama

  • Uykuya çabuk dalınsa bile uykunun sık sık bölünmesi

  • Uyanınca tekrar uyumak konusunda güçlük çekme

 
DEPRESYON

Depresyon düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı olumsuz yönde etkileyen ciddi bir hastalıktır. Depresyonun çok çeşitli belirtileri vardır, ve bunların en yaygın görülenleri derin bir üzüntü hissi, yapılan işlerden ve etkinliklerden zevk almama veya her şeye karşı dikkat çekici bir ilgisizliktir. Diğer belirtiler arasında şunlar görülür:

  • · Diyet yapmadan kilo kaybına ya da alımına sebep olan iştah değişiklikleri

  • · Uykusuzluk ya da aşırı uyku,

  • · Enerji eksikliği ya da aşırı yorgunluk,

  • · Huzursuzluk ya da sinirlilik,

  • · Değersizlik hissi ya da yersiz suçluluk duygusu,

  • · Düşünmede, bir şeye konsantre olmada ya da bir karar vermede zorluk çekme,

  • · Ölüm ya da intihar düşünceleri ya da intihar girişimleri,

Depresyon sık görülen bir hastalıktır. Her yıl 10 yetişkinden birini etkiler- kadınlarda erkeklerin iki kadar sıktır. Depresyon insan hayatının her anında görülebilir ancak ilk depresyon ortalama olarak onlu yaşların sonları ile yirmili yaşların ortaları esnasında ortaya çıkar. Depresyon diğer yetişkinlerde de sık görülür. Bereket versin ki depresyon çok iyi tedavi edilebilir.

Depresyon ve Üzüntünün Birbirinden Farkı Nedir?

Sevilen birinin ölümü, bir iş kaybı veya bir ilişkinin son bulması bir insan için katlanılması zor deneyimlerdir. Bunlar gibi stres yaratan durumlara karşı cevap olarak üzüntülü veya kederli duygular oluşması normaldir. Zor zamanlar geçiren kişiler sıklıkla kendilerini “depresyonda” olarak tanımlarlar. Ancak depresyon ve üzüntü aynı şeyler değildir. Üzüntülü duygular zamanla hafifler ve azalırken depresyona bağlı bozukluklar aylarca hatta yıllarca devam edebilir. Depresyon geçiren hastalar, normal bir üzüntü ile klinik depresyonun engelleyici ağırlığı arasındaki farklara dikkat çekerler.

Sebepler

Depresyon herkesi etkileyebilir- hatta göreceli olarak en ideal şartlarda yaşıyor görünen kişileri dahi. Depresyonun başlamasında bir çok faktör rol oynayabilir:

Biokimyasal Sebepler

Beyinde bulunan iki kimyasal maddenin serotonin ve norepinefrin anormalliklerinin, anksiyete, sinirlilik ve yorgunluk da dahil olmak üzere depresyonun belirtilerinde payları bulunabilir. Beyindeki diğer iletişim ağları da kuşkusuz buna dahil olmaktadır; bilim adamlarınca hala bu alanda yeni bilgiler araştırılmaktadır.

Genetik sebepler

Depresyon ailesel geçişli olabilir.

Kişiliğe ait sebepler

Özgüveni ve özsaygısı düşük olan, stresle çok çabuk boğulan ve bunalan, veya genellikle karamsar olan insanların depresyona daha kolay girdikleri görünmektedir.

Çevresel faktörler

Şiddete, ihmal edilmeye, taciz ve suistimale veya fakirliğe daha çok ve sürekli maruz kalmak halihazırda depresyona meyilli kişileri bu hastalığa çok daha kolay yakalanır hale getirir. Tıbbi bir sorun da (örn. bir beyin tümörü veya vitamin eksikliği) depresyona sebep olabilir. Bu nedenle hastanın başka genel tıbbi bir nedeninin olup olmadığının bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tedavi

Bir çok kişide depresyon basitçe spor yaparak, diyet yaparak ya da tatile çıkarak her zaman kontrol altına alınabilecek bir hastalık değildir. Aslında en iyi tedavi edilebilen ruh hastalıklarından biridir; depresyonlu hastaların çok büyük bir kısmı sonunda tedaviye iyi cevap vermekte ve hemen hemen tüm hastalarda belirtiler bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Spesifik bir tedaviye başlanmadan önce bir psikiyatrist tarafından hastaya, bir görüşme ve mümkünse bir fizik muayeneyi de içeren detaylı bir diagnostik değerlendirme yapılmalıdır. Bu değerlendirmenin amacı hastadaki özel belirtileri, tıbbi ve ailevi özgeçmişini, kültürel şartlarını ve çevresel faktörlerini açığa çıkararak doğru teşhise varmak ve en uygun ve en iyi tedaviyi düzenleyebilmektir.

İlaç tedavisi

Beyindeki kimyasal maddelerin düzeylerindeki dengesizlikleri düzeltmek için antidepresan ilaçlar yazılabilir. Bu ilaçlar sedatif (sakinleştirici), “uçurucu” ya da yatıştırıcı değildir. Alışkanlık yaratıcı da değildirler. Antidepresan ilaçların genellikle depresyonda olmayan insanlar üzerinde stimulan etkileri yoktur.

Antidepresan ilaçlar ilk bir iki haftada biraz iyileşme yaratabilirler, ancak tam fayda iki üç aydan önce elde edilemez. Eğer bir hasta birkaç haftadan sonra hala çok az ya da hiç iyileşme göstermezse psikiyatri doktoru ilacının dozunu değiştirir veya başka bir antidepresan daha ekleyebilir ya da çıkarabilir.

Psikiyatristler genellikle hastalarının, semptomlar iyileştikten sonra bir altı ay ya da daha fazla ilaç kullanmasını tavsiye ederler. İki veya üç majör depresyon epizodundan sonra gelecekte yeni depresyon epizodları riskini azaltmak için uzun süreli bir idame tedavisi önerilebilir.

Psikoterapi

Psikoterapi ya da “konuşma terapisi” bazen hafif depresyonlarda tedavi olarak tek başına kullanılabilir; orta derecede ve ağır depresyonlarda antidepresan ilaçlarla birlikte bir kombinasyon halinde kullanılır. Psikoterapi sadece hasta ile yapılabilir, ancak bazen başka kişileri de içerebilir. Örneğin aile veya çiftlerin tedavisi, bu yakın ilişkideki kişiler arasında ortaya çıkan sorunlu konuların tespit edilmesinde yararlı olabilir. Grup tedavisi benzer hastalıkları olan hastaları içermektedir. Depresyonun ağırlığına göre tedavi birkaç hafta veya oldukça uzun sürebilir. Ancak, bir çok vakada, 10 – 15 seansta anlamlı bir iyileşme sağlanabilir.

Depresyon asla normal bir durum değildir ve her zaman gereksiz bir ızdırap yaratmaktadır.

Doğru bir teşhis ve tedavi ile depresyonda olan insanların çok büyük br kısmı bunu üstesinden gelebilmektedir.

Eğer kendinizde depresyon belirtileri görüyorsanız bir psikiyatri doktoruna görünmeli, sıkıntılarınızı anlatmalı ve bir değerlendirme yaptırmalısınız.

 
Fobiler - Korkular

“Korku” gerçek bir tehlikeye karşı oluşan normal bir tepkidir. Fobilerde ise korku ya mantıksız ya da aşırıdır. Hayali ya da mantıkdışı olarak abartılmış bir tehlike karşısında verilen anormal bir tepkidir. İnsanlar hayvanlara (örn. örümcekler), etkinliklere (örn. uçmak), veya sosyal durumlara ya da olaylara (örn. toplum içinde yemek ya da basitçe topluluk içinde bulunmak) karşı fobik tepkiler geliştirebilirler. Fobiler her yaştan, her meslek veya sosyal konumdan ve dünyanın her yerindeki insanları etkilemektedir.

Semptomlar

Fobiler korkulan nesnelere ya da durumlara karşı oluşan duygusal ve fiziksel tepkilerdir. Bir fobinin semptomları arasında şunlar bulunmaktadır:

  • · panik duygusu, dehşet duygusu,

  • · Duyulan korkunun normal sınırların ve o anki tehlike tehdidinin çok ötesinde olduğunun farkında olmak

  • · Kişinin düşüncelerini neredeyse tamamen ele geçiren otomatik ve kontrol edilemez tepkiler,

  • · Kalp atışlarının hızlanması, nefes darlığı, titremeler ve ortamdan kaçmak için çok yoğun ve baskın bir istek (aşırı korkuya ilişkin tüm fiziksel tepkiler),

  • · Korkuya sebep olan nesne ya da durumdan kaçınmak için alınan aşırı önlemler.

Fobiler, gösterilen tepkinin ve kaçınmanın sebebine göre sınıflandırılmaktadır.

Agorafobi

Agorafobi, ihtiyaç duyulduğu anda kaçıp kurtulmanın zor olabileceği veya yardım elde edilemeyecek herhangi bir yerde ya da durumda yalnız kalma korkusudur. Agorafobisi olan kişiler köprülerde, kalabalık caddelerde veya merkezlerde bulunmaktan kaçınırlar. Agorafobisi olan bazı hastalar o kadar engelli hale gelirler ki gerçekten evlerinden dışarı çıkamazlar. Çıkabildiklerinde ise ya çok büyük bir stress yaşarlar ya da arkadaşları veya aile bireyleri ile birlikte çıkarlar.

Semptomlar genellikle ergenlik çağının sonları ile 30'lu yaşların ortaları arasında gelişir. Başlangıç birdenbire veya aşama aşama olabilir. Agorafobili birçok insanda bozukluk, kendiliğinden ilk defa oluşan bir veya daha fazla panik ataktan sonra gelişir – terleme, nefes darlığı veya baygınlık gibi semptomların eşlik ettiği baskın ve yoğun bir korku hissi.

Bu ataklar, hangi durumların böyle bir tepkiyi tetikleyeceğini hastanın önceden bilmesini imkansız kılacak şekilde seyrek ve birdenbire habersiz gelir görünmektedir. Panik atakların bu öngörülemezliği karşısında hastalar gelecekteki panik atakları beklenti içinde olmaya ve içindeyken atak gelişebilecek her durumdan korkmaya alışırlar. Bunun sonucunda daha önceki atakların oluştuğu yerlere gitmekten ve ortamlara girmekten kaçınırlar.

Sosyal fobi

Sosyal fobisi olan bir kişide başkalarının önünde bir şeyler yaparken seyredilme veya aşağılanma korkusu vardır. En yaygın sosyal fobi herkesin önünde konuşma fobisidir. Bir çok insanın korktukları ve kişilerarası ilişkilerden kaçındıkları yaygın biçimde bir fobisi vardır. Bu fobi onların işe ya da okula gitmelerini veya sosyalleşmelerini zorlaştırmaktadır. Sosyal fobiler ergenlikten sonra ortaya çıkar ve tedavi edilmediği takdirde yaşam boyu sürebilir.

Belirli Fobiler

İsminden de anlaşılacağı gibi belirli fobileri olan insanlar genellikle belirli nesnelerden veya durumlardan mantıksız ve aşırı derecede korkarlar. Bu korkulan nesne veya durum eğer çok yaygın ise bu fobinin yaratacağı engellilik hali çok ciddi olabilir. Genel nüfusta karşılaşılan en yaygın belirli fobi hayvanlardan korkudur, özellikle de köpeklerden, yılanlardan, böceklerden ve farelerden. Diğer belirli fobiler örn. kapalı yer korkusu(klostrofobi) ve yükseklik korkusudur(akrofobi). Basit fobilerin bir çoğu çocuklukta gelişir ve sonunda kaybolurlar. Bunlardan yetişkinlikte hala kaybolmayanların ise tedavisiz kaybolma olasılığı çok az ve nadirdir.

Tedavi

Günlük yaşamı etkileyen ve engellilik hali yaratan her türlü fobi tedavi edilmelidir. Uygun bir tedavi ile fobisi olan hastaların çok büyük bir çoğunluğu korkularının tamamen üstesinden gelebilirler ve hayat boyu ya da yıllarca semptomsuz yaşayabilirler.

Etkili bir iyileşme genellikle ya bilişsel davranışçı terapi ile, ya ilaçlarla ya da her ikisinin birlikte kullanılması ile kazanılır.

Bilişsel Davranışçı Terapi

Davranış terapisinde hasta eğitimli bir terapistin eşliğinde korku duyulan nesne veya durumla dikkatlice planlanmış bir biçimde ve aşamalı olarak karşı karşıya gelir, ve korkusunun fiziksel ve zihinsel tepkilerini kontrol edebilmeyi öğrenir. Korku yaratan nesneden kaçmak yerine onunla yüzleşerek hasta ona alışır ve bir zamanlar hissettiği korku, dehşet ve panik duygusunu kaybeder.

İlaç Tedavisi

Korku yaratan bir durum esnasında sebep olduğu paniği ve bunun yanı sıra bu durumun beklentisinin yarattığı anksiyeteyi kontrol etmek için ve genellikle de sosyal fobi ile agorafobiyi tedavi etmek için ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

 
Şizofreni

 

Şizofreni, nüfusun yüzde birinden fazlasını etkileyen kronik bir beyin hastalığıdır. Şizofreni aktif olduğunda semptomlar içinde hezeyanlar(delüzyon), sanrılar(halüsinasyon), düşünme ve konsantrasyon sorunları ve motivasyon eksiklikleri görülebilir. Ancak bu semptomlar doğru bir şekilde tedavi edildiğinde teşhis konulmuş bu hastaların büyük bir çoğunluğunda zamanla dikkat çekici bir iyileşme olacaktır.

Şizofreninin kesin bir tedavisi olmamakla birlikte daha güvenli yeni tedaviler için bilimsel araştırmalar ve çalışmalar yapılmaktadır. Uzmanlar genetik etkenler üzerinde çalışarak, davranış araştırmaları yaparak ve beyin yapısı ve fonksiyonlarını görebilmek için ileri teknoloji görüntüleme yöntemlerini kullanarak hastalığın nedenlerini aydınlatmaya çalışmaktadırlar. Bu yeni yaklaşımlar yeni ve daha etkili tedaviler için umut vermektedir.

Şizofreninin karmaşıklığı hastalık hakkındaki yanılgıların nereden kaynaklandığını anlamamıza yardımcı olabilir. Şizofreni bölünmüş kişilik veya çoklu kişilik bozukluğu ile eşanlamlı değildir. Şizofreni hastalarının bir çoğu tehlikeli ya da şiddet eğilimli değildir. Evsiz barksız ya da hastanede yaşıyor da değildirler. Şizofreni olan kimselerin çoğunluğu aileleri ile birlikte, grup evlerinde veya kendi başlarına yaşamaktadırlar.

Şizofreni tüm dünyada kadın ve erkeklerde ve her etnik grupta aynı oranda görülebilir. Semptomları ise kişiden kişiye göre farklılık gösterebilir ve zaman içinde de dalgalanmalar oluşabilir. Hastalık aktif olduğunda hastanın gerçek ve gerçek olmayan deneyimler arasında ayırım yapamadığı ataklarla tanımlanabilir.

Semptomlar En çok öne çıkan semptomlarına bağlı olarak şizofreninin çeşitli alt tipleri bulunmaktadır. Her hastalıkta olduğu gibi semptomların ciddiliği, süresi ve sıklığı değişkenlik gösterebilir ancak şizofreni hastalarında çoğu kez ciddi psikotik semptomların insidansı hastanın hayatı boyunca azalma göstermektedir. İlaçlarını kullanmama, alkol ya da yasadışı maddeler kullanma ve stres yaratıcı durumlar semptompları arttırmaktadır.

Bu semptomlar 3 sınıfta görülmektedir:

Pozitif semptomlar

Halüsinasyonlar, sesler duyma, paranoid delüzyonlar(hezeyanlar), abartılı veya çarpık algılamalar, inançlar ve davranışlar.

Negatif semptomlar

Plan kurma veya başlamada, konuşmada, duygularını ifade etmede veya zevk almada azalmalar veya kayıplar.

Bilişsel (kognitif) semptomlar

Düzensiz ve kafası karışık konuşma, hafıza sorunları, mantıklı düşünebilme sorunları, dikkatini verme ve karar alma güçlükleri.

İlk semptomlar genellikle erken erişkin yaşlarda ortaya çıkar. Erkeklerde semptomlar sıklıkla 20'li yaşların ilk dönemlerinde görülürken kadınlarda hastalığın ilk bulguları tipik olarak 20'lerin sonu 30'ların başlarında görülmektedir.

Sebepler

Bilim insanları ve araştırmacılar hastalığın başlangıcı ve gidişatında birkaç biyolojik ve çevresel faktörlerin rol oynadığına inanmaktadırlar. Ancak hangi faktörlerin bu hastalığı yarattığı hala bilinmemektedir. Semptomlarda bir çok farklılıklar bulunması nedeni ile bir çok bilim insanı diğer kronik hastalıkların aksine şizofreninin bir bozukluklar grubu olduğuna inanmaktadırlar. Şizofreninin kökeninin tanımlanamamış olmasına rağmen bilim insanları, ailesel geçiş olması nedeni ile hastalığın bazı kalıtımsal temeli veya genetik eğilimi olduğunu bilmektedirler.

Tedavi

Şizofreni için bir tedavi bulunmamaktadır ancak semptomların sıklığını ve yoğunluğunu azaltmak için tedaviler vardır. İlaç tedavileri ve psikososyal terapiler bazı şizofreni hastalarının yüksek derecede üretken ve faydalı bir hayat sürdürebilmelerine yardımcı olabilirken, diğerlerinde hastalık tedaviye ve aile desteklerine rağmen işlev eksikliklerine neden olmaya devam etmektedir. Bir çok antipsikotik ilaç hastalığın akut fazındaki psikotik semptomların azaltılmasında etkili olmaktadır ve gelecekteki olası akut atakların azalmasında da yarar sağlamaktadır. Yine de tedaviye başlanılmadan önce, şizofreniyi taklit edebilecek semptomları olan diğer hastalıklar veya madde kullanımlarını bertaraf edebilmek için hasta bir psikiyatrist tarafından titiz bir şekilde muayene edilmelidir.

Şizofreni hastaları genel nüfusta diğerlerine oranla çok daha sık madde ve ilaç suistimalinde bulunmaktadırlar. Madde suistimali şizofreni teşhisini güçleştirmektedir ve aynı zamanda şizofreninin tedavisinin etkisini azaltmaktadır. Eğer bir hasta bağımlılık bulguları gösteriyorsa, madde bağımlılığı tedavisi diğer tedavileri ile birlikte sürdürülmelidir.

İyileşme ve Rehabilitasyon

Şizofreninin semptomları kontrol altına alındıktan sonra uygulanacak terapiler hastaların sosyal beceriler kazanmayı, stresle başa çıkmayı, nüks ederse uyarıcı erken işaretlerini tanımayı ve ataksız dönemleri uzatmayı öğrenmelerine yardımcı olur. Şizofreni hastalarının bir çoğu için iyileşme hastalıklarını kontrol altında tutarak hayatlarını mümkün olan en iyi şekilde yaşayabilmektir. Şizofreni genel olarak erişkinliğin ilk dönemlerinde görülmeye başlandığı için bu hastaların hayatlarını idare etme becerilerini geliştirme, eğitimlerini tamamlama veya mesleki beceri kazanma, ve bir işte tutunabilme konularında faydalı bir rehabilitasyona ihtiyaçları olmaktadır. Örneğin şizofreni hastalarının kendilerine yeterlilik kazanmaları için yardımcı olan destekleyici iş programlarının faydalı olduğu görülmüştür. Bu tür programlar ileri derecede hastalığı olan kişilere rekabetçi ortamda gerçek yaşam koşullarında iş sağlamaktadır. Şizofreni olan bir çok hasta ailelerinden duygusal ve maddesel destek görmektedir. Ancak bu ailelerin de, yakınlarının hastalığını idare edebilmeleri için eğitim ve yardım almaları önemlidir. Bu yardımların hastalığın yinelemesinin önlenmesinde ve şizofrenili bireyin yanı sıra diğer aile üyelerinin de ruh sağlığı üzerinde pozitif etkisi olduğu gösterilmiştir. Geleceğe Bakış

Şizofreninin nedenleri ve tedavisi üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Hastalığın daha iyi derecede anlaşılması ve daha etkili tedavi yöntemleri ile şizofreni olan kişilerin hayatlarını daha dolu yaşayabilmeleri, bir işe sahip olabilmeleri ve bir topluluk içinde veya aileleri ile yaşayabilmeleri mümkün olacaktır.

 
Aile içi Şiddet

Aile İçi Şiddet bir evlilikte veya birlikte yaşamda bir ferdin diğer ya da diğerleri üzerinde hakimiyet kurmak amacıyla psikolojik veya fiziksel zarar vermesidir. Aile içi şiddet her kültürde, ülkede ve yaş grubunda olabilir. Tüm sosyo-ekonomik, eğitim ve dini inanç düzeyindeki insanları etkilemektedir ve karşıt cinsler arasında olabildiği gibi aynı cinsler arasındaki ilişkilerde de görülebilmektedir. Genç kızlar ve fiziksel veya psikiyatrik engeli olan ya da yoksulluk çizgisi altında yaşayan kadınlar gibi çok az gelir düzeyindeki ya da zayıflığı ve güçsüzlüğü aşikar kadınlar aile içi şiddet ve yaşam boyu istismar açısından daha fazla risk altındadırlar. Doğrudan görmeseler dahi çocuklar da aile içi şiddetten etkilenmektedirler.

İstismar edildiğinizi nasıl anlarsınız? İstismarcılar eşlerini yalnızlaştırmak, gözünü korkutmak, tehdit etmek ve hükmetmek için çok çeşitli yollar kullanmaktadırlar. Sinsice başlar ve anlamak ve tanımak zor olabilir. Başlangıçta eşiniz ilgili, cömert ve korumacı görünebilir ancak zamanla bu tutum korkutucu ve hükmedici olmaya dönüşür. Önceleri bu istismar münferit olaylar şeklinde başlar ve eşiniz bunlardan pişman olduğunu ve asla tekrar yapmayacağını ifade eder ya da stres altındayken veya sizin yaptığınız ya da yapmadığınız bir şey nedeniyle öyle davrandığı bahanelerini söyler.

İstismarın erken belirtileri

  • Fırtınalı yıldırım aşkı,

  • Sürekli sizinle olma isteği; ne yaptığınızı ve kiminle beraber olduğunuzu takip etme,

  • Başkalarına karşı gösterdiğiniz ya da başkalarından gördüğünüz her ilgiyi kıskanma,

  • Sevgi dolu davranış ve düşünce maskesi altında sizi yalnızlaştırma, izole etme girişimleri (Çalışmaya ya da okula gitmeye ihtiyacın yok, bizim sadece birbirimize ihtiyacımız var, arkadaşlarınızı/aile bireylerinizi sizi önemsemedikleri için eleştirme),

  • Algılanan ihmalkarlığa ve saygısızlıklara karşı aşırı hassasiyet,

  • Başkalarını istismarcı olarak çok kolaylıkla suçlama,

  • Yapmak istemediğiniz ya da sevmediğiniz şeyleri yaptırmak için baskı (Beni gerçekten seviyorsan benim için bunu yaparsın).

Kendinize Sormanız Gereken Sorular
  • - Eşinizden hiç korkuyor musunuz?

  • - Eşiniz hiç sizin ya da sevdiğiniz birinin fiziksel olarak canını yaktı mı ya da yakmakla tehdit etti mi?

  • - Eşiniz sizi hiç istemediğiniz ya da sevmediğiniz bir cinsel ilişkiye zorladı mı, zorluyor mu?

  • - Eşinizin ruh halinden sürekli endişeleniyor musunuz ve bununla başa çıkabilmek için davranışlarınızı değiştiriyor musunuz?

  • - Eşiniz nereye gideceğinizi, ne yapacağınızı ve kimlerle görüşeceğinizi kontrol etmeye çalışıyor mu?

  • - Eşiniz sürekli sizi bir ilişkiniz olduğu konusunda suçluyor mu?

  • - Eşinizin kıskançlığından ve kızgınlığından kurtulmak için ailenizle ya da arkadaşlarınızla görüşmeyi durdurdunuz mu?

  • - Mali durumunuzun kontrolü eşinizin ellerinde mi?

  • - Eşiniz onu terkederseniz kendini öldürmekle tehdit ediyor mu?

  • - Eşiniz bu asabi ruh halinin sebebi olarak kullandığı ilaçlar, uyuşturucu, alkol ya da çocukluğunda maruz kaldığı kötü muameleyi öne sürüyor mu?

Bu soruların bazılarına ya da hepsine evet cevabı veriyorsanız istismara veya tacize maruz kalıyor olabilirsiniz. Unutmayın ki bu durumda suçlanması gereken kişi siz değilsiniz ve buna karşı tek başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz.

Aile İçi Şiddetin Ruh Sağlığına Etkileri Nelerdir?

Aile içi şiddet depresyon, anksiyete, panik atak, madde kullanımı ve bağımlılığı ve post travmatik stres bozukluğu gibi yaygın duygusal travmalara yol açabilir. İstismar intihar girişimlerini, psikotik atakları, yalnızlığı tetikleyebilir ve ruh hastalığının iyileşme sürecini yavaşlatabilir. Aile içi şiddete maruz kalan çocuklar gelişme büyümede sorunlar, psikiyatrik bozukluklar, okul hayatında sıkıntılar ve zorluklar, saldırgan davranışlar ve kendine olan güven ve saygısında düşüş gösterme riskini taşımaktadırlar. Bütün bu faktörler aile içi şiddete maruz kalanların buna karşı harekete geçmesini ve bununla ilgili kaynakları kullanmasını güçleştirir. Bununla birlikte bu kişilerin büyük bir kısmının ruh sağlığı tedavisine ihtiyacı olmamaktadır ve kendileri ve çocukları güvende olduklarında ve destek aldıklarında semptomların büyük bir kısmı kaybolabilmektedir. Diğerleri içinse psikiyatrik destek ve tedavi, güvence altına alma ve iyileşme planının bir parçasını oluşturmaktadır.

Taciz ve Şiddet Görüyorsanız Ne Yapabilirsiniz?

Eşinizin şiddetini ve istismarını durduramayacağınız için (yalnızca kendisi durdurabilir bunu) kendinize destek ve yardım bulabilirsiniz.

  • - Güvendiğiniz birisi ile konuşun: bir arkadaş veya akraba, bir komşu, iş arkadaşı, vs...

  • - Doktorunuza, hemşireye, psikiyatristinize veya terapistinize anlatın.

  • - Aile içi Şiddet Acil Yardım Hattını arayın – (0212 656 96 96) veya (0549 656 96 96) http://aileicisiddeteson.com/

  • - Kendinizi tehlikede hissediyorsanız Polis'i arayın. (155)

  • - Unutmayın, kendi durumunuzu siz başkalarından daha iyi biliyorsunuz. Başkalarının, sizin için doğru olmadığını düşündüğünüz şeyleri yapmanızı söylemelerine izin vermeyin.

 
Yaşlılarda Akıl Sağlığı

Çalışmalar, yaşlıların bazı akıl ve ruh hastalıkları ve komplikasyonları açısından gençlerden daha fazla risk altında olduklarını ve bu hastalıkların bir çoğunun kesin bir şekilde teşhis ve tedavi edilebildiğini göstermektedir. Ancak bir çok yaşlı, şikayetlerini ve bulgularını hafifletebilecek veya tedavi edebilecek ve daha önceki hayat tarzlarını geri kazandırabilecek bir psikiyatrik tedaviyi talep etmekte isteksiz ve gönülsüz davranmaktadır.

Bir çok insan akıl ve ruh hastalığı olduğunu bilmemekte, anlamamakta veya hatta kabul etmemektedir. Bazı yaşlılar görülen semptomlarından utanmakta veya korkmaktadır ya da bunların yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası olduğuna inanmaktadırlar. Sıklıkla yaşlılar, sevdikleri yakınları veya arkadaşları, hatta doktorları dahi tedavi edilebilir akıl ve ruh hastalıklarının semptomlarını görmekte ve tanımakta başarısız olmaktadırlar.

Akıl ve Ruh Hastalıklarının Çeşitleri
Depresyon

Depresyon, 65 yaş ve üzerindeki insanlarda en sık görülen akıl ve ruh hastalığı olarak kabul edilmektedir. Bir çok araştırmacı depresyonun aslında çok daha sık olduğunu ancak depresyon semptomlarının sıklıkla diğer rahatsızlıkları olan insanlarda da ortaya çıktığını ya da bunama semptomları ile karışabildiğini düşünmektedirler (hastalar kabuklarına çekilirler, bir konu üzerinde konsantre olamazlar ve aklı karışmış görünürler). Bazı uzmanlar, bunama teşhis edilen hastaların yaklaşık yüzde 10'unun aslında tedavi edildiğinde düzelebilecek depresyondan rahatsız olduklarını tahmin etmektedirler.

Bunama (Demans)

Akıl karışıklığı, hafıza kaybı ve yönelim bozukluğu ile karakterize olan demans, yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası değildir. Aslında 65 yaş ve üzeri yaşlıların yalnızca yüzde 10'una yakını bundan muzdariptir. Bu rakamın tahminen yüzde 60'ı demansın bir çeşidi olan ve henüz ne sebebi ne de tedavisi bulunamamış olan Alzheimer hastasıdır.

Alzheimer Hastalığı

Beyin hücrelerinin bir kısmının ölmesine sebep olan Alzheimer hastalığı, beynin hafızayı kontrol eden bir bölümünü tutmaktadır. Hastalık beynin diğer kısımlarına yayılmaya başladığında zihinsel, duygusal ve davranışsal becerilerin büyük bir kısmını etkilemeye başlar. Bir yetişkinin bu hastalığa yakalanması ihtimali yüzde 1 civarındadır ancak bu oran yaş ilerledikçe artmaktadır.

Hastalığın bu derecede yaygın olması nedeniyle bir çok kuruluş, Alzheimer hastaları ve yakınlarına yönelik destekleme grupları, eğitim malzemeleri ve sağlık bilgileri seminerleri düzenlemektedirler. Yine bu tür hastalar için günlük bakımlar veren ve bu hastalığı olan sevdikleri ile yıllar geçiren ve bakım veren hasta yakınlarına destek ve danışmanlık hizmeti sunan kuruluşlar bulunmaktadır.

Demansın diğer % 40'ının sebepleri şunlar olabilir:

  • Kronik yüksek tansiyon, damar hastalıkları veya geçirilmiş olan felç komplikasyonları. Sabit bir ilerleme yerine adım adım gelen bir kötüleşme olur. Bu tip demans genellikle damarsal veya çoklu enfarktüs demansı olarak adlandırılır.

  • Parkinson hastalığı genellikle istemsia ve küçük titremelerle veya istemli hareketlerde sorun çıkması ile başlar. Hastalık ağır veya çok ilerlemişse demans ortaya çıkabilir.

  • Huntington hastalığı orta yaşlarda başlayan ve kişilik değişimi, zihinsel gerileme, psikoz ve hareket rahatsızlığı semptomları olan genetik bir hastalıktır.

  • Lewy cismi demansı dejeneratif demansın en sık görülen ikinci sebebidir ve kendi başına ya da Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı gibi diğer hastalıklarla birlikte görülebilir.

  • Demansın sıklıkla aynı anda felç, depresyon, Alzheimer hastalığı ve Parkinson hastalığının birlikteliği gibi birden fazla sebebi olmaktadır.

Geri Dönebilen Demanslar

Yaşlılar, demansı taklit eden düzelebilir sorunları olduğunda unutkan, yönelimi bozulmuş ve kafaları karışık olabilirler. Kullanılan ilaçların yan etkileri,birlikte kullanılan ilaçların etkileşimleri ya da fazla dozda alınması, yetersiz bir beslenme ve diğer fiziksel veya zihinsel sorunlar bu semptomların sebebi olabilirler. Bu tip demanslar genellikle teşhis ve tedavi edildikten sonra düzelebilirler. Bir psikiyatristin gerçek bir demans ile bunu taklit eden diğer faktörleri birbirinden ayırabileceği detaylı bir tıbbi muayene gerekmektedir.

İlaç Kullanımları

Yaşlılar diğer yaş gruplarından çok daha fazla ilaç kullanmaktadırlar. Daha yavaş çalışan bir metabolizma ile bu ilaçlar vücutta daha uzun süre kalmakta ve çok kolaylıkla toksik düzeye ulaşabilmektedir. Ayrıca bir çok yaşlı insanın birden fazla ilaç kullanması ve alkollü içecekler tüketmesi nedeniyle de kafa karışıklığı, ruhsal değişiklikler ve diğer demans semptomlarını ortaya çıkaracak ilaç etkileşimleri olma ihtimali yüksektir.

Kötü Beslenme Alışkanlıkları Nedeniyle Oluşan Malnütrisyon

Beyin düzenli bir şekilde uygun besin tedariğine ihtiyaç duymaktadır ve kötü beslenme alışkanlıkları veya sindirim sorunları beynin çalışmasını aksatabilir. Örneğin B -12 vitamin emilimi eksikliğine bağlı bir kan hastalığı olan Pernisiyöz anemi sinirlilik, depresyon ve demansa sebep olabilir. Kanda aşırı şeker düşüklüğü de konfüzyon ve kişilik değişimine yol açabilir. Beslenme alışkanlıklarındaki değişiklik yaşlıların, çok önemli bazı gıdaları beslenme rejimlerinden çıkarmasına neden olacak kadar ağır çiğneme zorlukları yaratan diş hastalıklarından kaynaklanıyor olabilir.

Kalp veya Akciğer Hastalıkları

Beyin düzgün çalışabilmek için aynı zamanda büyük miktarda oksijene de ihtiyaç duymaktadır. Eğer hastalıklı akciğerler kana yeterince oksijen veremezse ya da hastalıklı bir kalp beyne yeterince kan pompalayamazsa, oksijen eksikliği beyni ve davranışları etkileyecektir.

Sürrenal,Tiroid, Hipofiz veya Diğer Salgı Bezleri

Bu salgı bezleri duygu, algılama, hafıza ve düşünce işlevlerini düzenlemektedirler. Eğer düzgün bir şekilde çalışmazlarsa bu zihinsel işlevler etkilenirler.

Yaşlı insanlarda özellikle depresyon olmak üzere bazı psikiyatrik hastalıklar demans semptomlarına sebep olabilirler. Bir çokları için depresyonu tedavi etmek demansın semptomlarını iyileştirecektir ancak depresyon Alzheimer hastalığının ya da damarsal demansın erken bir semptomu olma olasılığı da vardır.

Sonuç

Tüm yaşamı boyunca iyi bir akıl sağlığına sahip olmuş olmak, yaşlanınca ağır bir depresyon, Alzheimer hastalığı, anksiyete bozuklukları ya da diğer zihinsel rahatsızlıklara karşı bağışıklığı garantilemez. Yaşlı bir insanın davranışlarındaki ya da ruh halindeki önemli değişikliklere karşı dikkatli olun. Bu değişiklikler, yardım edilebilecek rahatsızlıkların semptomları olabilir. Yaşlılar, onları üretici ve mutlu bir hayata geri döndürebilecek tıbbi ve psikiyatrik muayenelerden ve tedavilerden korkmamalılardır. Çare vardır, umut vardır..

 
Obsesif Kompülsif Bozukluklar

Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB), zaman harcatan saplantıların (obsesyonların) ve zorlantıların (kompülsiyonların) insanın normal sosyal hayatını ve günlük sıradan işlerini önemli derecede aksatan bir anksiyete bozukluğudur. OKB sıklıkla çocuklukta, ergenlikte ya da erken yetişkin yaşlarda başlar. OKB kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür ve herhangi bir coğrafi, etnik veya ekonomik sınır tanımaz.

Obsesyonlar (Takıntılar- Saplantılar)

Obsesyonlar, kaygı endişe veya tiksinti gibi sıkıntılı duygulara sebep olan tekrarlayıcı ve inatçı düşünceler, dürtüler ya da hayallerdir. OKB'li insanlar bu düşünceler, dürtüler ya da hayallerin zihinlerinin bir ürünü olduğunu ve mantıksız veya aşırı olduğunu bilirler. Ancak bu davetsiz düşünceler mantık ya da akıl yürütülerek çözülemezler. Bir çok kişi bu tür takıntılarını ya görmezlikten gelmeye, önemsememeye ya da başka düşüncelerle veya eylemlerle etkisiz hale getirmeye çalışırlar. Tipik saplantılar arasında aşırı kirlilik, bulaşma veya zarar görme kaygısı, simetri veya kusursuzluk ihtiyacı, ya da yasak cinsel veya dini düşünceler bulunmaktadır.

Kompülsiyonlar (Zorlantılar)

Kompülsiyonlar, bir insanın bir saplantıya cevap olarak kendini yerine getirmek zorunluluğunda hissettiği tekrarlanan davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Bu davranışlar sıkıntıyı veya korkulan bir durumu engelleme ya da azaltma amacı taşımaktadır. En ağır vakalarda alışkanlıkların sabit bir şekilde tekrarlanması günlük hayatın sürdürülmesini imkansız kılacak derecede bütün günü doldurabilir. Bu saplantıların mantıksız ve akıldışı olduğunu bilmek de ayrıca bu alışkanlıkların sebep olduğu acıyı ve üzüntüyü artırmaktadır. Örnek olarak şu davranışları görebiliriz:

Temizlik

Gerçek veya hayal ürünü mikropların, kirliliğin veya kimyasalların kendilerini kontamine edeceği korkusunu azaltabilmek için bazıları yıkanmak veya etraflarını temizlemek için saatlerini harcamaktadırlar.

Tekrarlama

Bazı hastalar endişelerini gidermek için bir isim ya da bir cümle telaffuz ederler veya bir davranışı bir çok kez tekrarlarlar. Bu tekrarlayıcı hareketlerinin onları aslında zarara karşı korumayacağını bilirler fakat bunları tekrar tekrar yapmadıkları takdirde bir zarar göreceklerinden korkarlar.

Kontrol etme

Bazı hastalar, örneğin kapıyı kilitlemeyi, ocağı söndürmeyi ya da elektrikli bir aletin fişini çekmeyi unutmanın kendine veya bir başkasına zarar verebileceği korkusunu azaltabilmek için bazı kontrol ritüelleri geliştirirler. Hatta araba kullanan bazı hastalar yolda kimseye çarpmadıklarından emin olmak için tekrar tekrar aynı yolu yaparlar.

Düzenleme ve sıralama

Bazı hastalar sıkıntılarını azaltmak için kitaplar gibi eşyaları belirli bir düzene sokarlar, ev eşyalarını çok düzgün veya simetrik bir şekilde düzenlerler ya da herşeyin mükemmel durmasına çabalarlar.

İstifçilik

Yine bazı hastalar sıkıntılarını azaltmak için gazeteler, dergiler, giysiler, kağıtlar ve hurdaları biriktirirler, atamazlar ve ev hayatını ve yaşamlarını aksatacak derecede yığınlar oluştururlar.

Zihinsel saplantılar

Bazı insanlar istenmeyen saplantılı düşüncelere cevap olarak sessizce dua ederler, ya da endişelerini azaltabilmek veya olabilecek korkunç bir olayı engelleyebilmek için belli bazı cümleleri tekrarlarlar.

 

Tedavi

Bilişsel Davranışçı Terapi

Obsesif ve Kompülsif Bozukluklarının etkili bir tedavi yöntemi, “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme” olarak bilinen bir Bilişsel - Davranışçı Terapi yöntemidir. Terapi seansları esnasında hastalar, anksiyete yaratan ve kompülsif davranışlar veya zihinsel ritüelleri kışkırtan provoke eden durumlara maruz bırakılır. Bu maruz bırakılmalar boyunca hastalar hayatlarını zehir eden bu tepkilerini ve ritüellerini önce azaltmayı daha sonra da durdurmayı öğrenirler. Alışkanlık yapmış olan bu ritüelleri ve davranışları olmadan da saplantılarından kaynaklanan anksiyetelerinin azaldığını keşfederler. Bu teknik, yeniden kolaylıkla yaratılabilen durumlardan kaynaklanan kompülsiyonları olan hastalarda çok iyi sonuç vermektedir. Yeniden yaratılamayacak felaket olaylarından korktukları için kompülsif tepkiler veren hastalarda terapi anksiyeteye sebep olan bu durumlara maruz kalındığı hayal edilerek yapılır. Terapi süresince hasta, terapisti ile birlikte üzerinde uzlaştıkları maruz kalma ve tepki önleme kılavuz ilkelerini takip eder ve uyar.

Bilişsel - Davranışçı Terapi, bir çok Obsesif ve Kompülsif Bozukluk hastasına hastalığına ait semptomların azalması konusunda büyük ölçüde yardımcı olur. Ancak terapi, sadece hasta prosedürlere uyum gösterirse yararlı olur. Bazı hastalar, yol açacağı anksiyete nedeni ile Bilişsel - Davranışçı Terapi'ye katılmayı kabul etmezler, bazılarında da aynı zamanda tedavi edilmesi gereken depresyon vardır.

İlaç Tedavisi

Obsesif ve Kompülsif Bozukluklarının tedavisinde Serotonin Gerialım İnhibitörleri (SRİ) olarak bilinen bir ilaç grubu etkili olmaktadır. Her SRİ ilacı, onu kullanan hastaların yaklaşık yarısına yararlı olmaktadır, ve bu ilaçlardan birinin faydası olmazsa bir diğerinin olabilir. Kayda değer etki ve faydanın görülmesi genellikle altı ila oniki hafta arasında olur. Obsesif ve Kompülsif Bozukluklarının tedavisinde etkili olduğu kanıtlanan SRİ ilaçların içinde clomipramine, fluoxetine, fluvoxamine, paroxetine ve sertraline bulunmaktadır. Etkili olabilecek diğer psikotrop ilaçlar arasında citalopram, escitalopram ve venlafaxine'i sayabiliriz. Ancak bu psikotrop ilaçlar ne kadar yardımcı olsa da sıklıkla geride bazı semptomlar kalmaktadır ve bu kalan semptomların tedavisi için de başka ilaçlarla birlikte verilen SRİ ilaçların dozları yükseltilmektedir ya da Bilişsel - Davranışçı Terapiye başvurulmaktadır.

Uygun tedavi gören Obsesif ve Kompülsif Bozuklukları olan hastaların yaşam kalitesinin yükseldiği ve iyileşmiş işlevsellik kazandıkları görülmektedir. Tedavi, semptomları iyileştirmekten daha fazlasını yapmaktadır. Başarılı bir tedavi kişinin okula ve işe devam etme, ilişkiler kurma ve bunlardan keyif alma, ve boş zaman etkinliklerine başlama ve bunları sürdürme becerisini iyileştirmekte ve geliştirmektedir.

Trikotilomani (saç yolma) Trikotilomani (saç yolma)

Obsesif ve Kompülsif Bozuklukları olan hastaların diğer aile bireylerinde de sıklıkla Obsesif ve Kompülsif Bozukluklarının bazı bulgu ve özelliklerini içeren başka rahatsızlıklar ortaya çıkabilir ve bazen benzer tedavilere yanıt verebilir. Bunlar arasında örneğin beden dismorfik [algı] bozukluğu (hayali çirkinlik kaygısı) ve hipokondriyaz (hastalık hastalığı) gibi somatoform bozuklukları, trikotilomani (saç yolma) gibi bazı dürtü kontrol bozuklukları, aşırı yeme (boulimia) gibi bazı yeme bozuklukları, ve Tourette sendromu (istem dışı ani hızlı tikler) gibi nörolojik temelli bozuklukları sayabiliriz.

 
Panik Bozukluklar
Panik Atak

Panik bozukluğun ana özelliği olan panik atak, görünürde hastayı tehdit eden hiçbir şey bulunmayan, sıklıkla tanıdık ve bilinen ortam ve yerlerde aniden ortaya çıkan yoğun bir korku ve sıkıntı dönemidir. Ancak panik atak krizi geldiğinde hasta gerçekten bir tehlike varmış gibi hisseder ve vücudu da bu doğrultuda buna tepki verir. Panik atağın yarattığı bu sıkıntı ve tehlike hissi o kadar yoğun olur ki panik bozukluğu olan kişiler sıklıkla kalp krizi geçirdiklerine ya da hayati tehlikesi olan başka hastalıkları olduğuna inanırlar.

Panik ataklar, genellikle, eğer bir kez den fazla tekrarlarsa ve aşağıdaki semptomlardan en az dördünü içerirlerse panik bozukluğun bir bölümü olarak sınıflandırılırlar:

  • - Terleme,

  • - Nefes darlığı,

  • - Kalp sıkışması veya çarpıntısı,

  • - Göğüs ağrısı,

  • - Dengesizlik hissi,

  • - Boğulma hissi,

  • - Uyuşma veya karıncalanma hissi,

  • - Üşüme, titreme veya ateş basması,

  • - Bayılma veya bayılma hissi,

  • - Titreme veya sarsılma,

  • - Bulantı veya karın ağrıları,

  • - Kendini rüyada veya gerçeklikten tüm bağları kopmuş hissetmek,

  • - Kontrolünü kaybetme, delirme veya ölme korkusu duymak.

 

Başıboş Denetimsiz Panik: 3 Tehlike

Panik ataklar, insanları tıbbi yardım aramak üzere en çok harekete geçiren psikolojik olaylardır. Ancak hastaya, hiçbir sorun olmadığı ya da sorunun psikiyatrik olduğu söylendiğinde hasta düş kırıklığına ve hüsrana uğrayabilir veya utanç duyabilir ve bu nedenlerle daha fazla yardım istemeyebilir. Bunun da 3 ciddi sonucu olabilir:

1. Beklentisel Anksiyete

Bu durumu tetikleyen şey panik atak geçirme ihtimalinin düşünülmesidir. Bu durum geliştiğinde beklentisel anksiyete, hastanın ataklara toplum içinde katlanmak yerine hiçbir kurtulma şansının olmadığı ve bir yardım görme ihtimalinin çok zayıf olduğu yalnız ve tek başına bir şekilde katlanmayı tercih ederek inzivaya çekilmesine ve toplumdan uzaklaşmasına sebep olabilir.

2. Kaçınma

Panik atak hastaları parka gitmek, araba kullanmak, asansöre binmek veya korkutucu bedensel hislere sebep olan herhangi bir şeyi yapmak gibi panik atakları tetikler görünen etkinliklerden uzaklaşabilirler, kaçınırlar. Atak gelmesi ve kontrolünü kaybetme korkusuna karşı kaçınma, geçici bir süreliğine işe yarasa da normal yaşamayı neredeyse imkansız kılar. Ayrıca atakların tekrar oluşmasını da engellemez.

3. Agorafobi

Çoğunlukla panik bozuklukla birlikte olan agorafobi, bir panik atak yaşanması halinde kaçmanın zor olabileceği veya yardım sağlanamayabileceği durumlarda veya yerlerde bulunma korkusudur. Agorafobi fobik kaçınmanın ağır bir biçimidir ve panik bozukluğu olanlarda halka açık yerlere çıkmaktan, sinema ve tiyatro gibi kalabalık yerlere gitmekten, otobüs ve uçak gibi araçlarla seyahat etmekten, asansörlere binmekten kaçınmalarına neden olur. Bu şekil o kadar ilerleyebilir ki hasta evinden dışarı çıkamayacak hale gelebilir.

İnsidans ve Sıklık

Kadınlarda panik bozukluk erkeklerden yaklaşık iki katı daha fazla görülmektedir ancak farklı etnik, ekonomik ve yerleşim bölgeleri açısından insanlarda panik bozukluk görülmesi sıklığında hiçbir fark görülmemektedir. Panik bozukluk tipik olarak hastaların yirmili yaşlarında başlar ve bazen ilk panik atağı tetikleyebilecek örneğin bir ebeveynin ölümü gibi stres yaratan bir olayın ardından ortaya çıkar. Ancak bir çok vakada, hastaların büyük bir kısmı ilk panik ataklarını hayatlarındaki herhangi özel bir olayla ilişkilendiremezler.

Panik bozukluğun genetik bir bileşeni bulunmaktadır çünkü hastalığın kalıtımsal olabileceği düşüncesini destekleyen aile içi nesiller arası geçiş sık görülmektedir. Panik bozukluğu olan kişiler depresyon ve ilaç ya da alkol bağımlılığı gibi başka hastalıklara da meyillidirler. Gerçektende panik bozukluğu olanların yarısından fazlası hayatları boyunca en az bir kez depresyon yaşarlar. Hastalığın sıklıkla alkol ya da ilaç bağımlılığı komplikasyonu olmaktadır.

Tedavi

Panik bozukluğu olan kişilerde iki ana tedavi seçeneği bulunmaktadır: ilaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapi. Bu her iki tedavinin de iyi başarı oranları vardır, aynı derecede etkilidirler ve hastanın tercihi temel alınarak tercih yapılabilmektedir.

Bilişsel-Davranışçı Terapi'nin beş temeli vardır:

  • Öğrenme: Bu ilk aşamada terapist hastaya hastalığını açıklar, anlatır, semptomlarını tanımasını öğretir ve tedavinin anahatlarını anlatır.

  • İzleme: Hastalar panik ataklarını izlemek ve anksiyete yaratan durumları kaydetmek için bir günlük tutarlar.

  • Nefes alma: Terapist panik atağın sebep olduğu fiziksel tepkilerle mücadele etmesi için nefes almayı gevşetici tekniklerini öğretir.

  • Yeniden düşünme: Terapist hastaya fiziksel semptomlarını yorumlarken felaketten gerçekçi bir düzeye doğru değiştirmesi için yardım eder.

  • Maruz kalma: Terapist, hastanın, korkutucu fiziksel duyular uyandıran durumlarla giderek artan yoğunluk seviyelerinde yüzyüze gelmesine, karşılaşmasına yardım eder.

Panik bozukluğun ilaçla tedavisi sıklıkla antidepresanları, benzodiazepinleri ve panik bozukluğu tedavi etmekte başarılı olduğu gösterilmiş diğer tip ilaçları içermektedir. Etkili tedaviler ve devam eden araştırmalar panik bozukluğu olan kişilerin iyileşmesi açısından yeni umutlar yaratmıştır. Erken tespit etme, tedavi edilmemiş panik bozukluğunun komplikasyonlarını önemli derecede azaltmaktadır. Uygun psikiyatrik tedavi ile panik bozukluktan mağdur olan insanlar iyileşebilir ve normal hayatlarına ve etkinliklerine dönebilirler.

Anahtar kelimeler: Panik atak, panik bozukluk, agorafobi, panik atak bulguları, panik atak tedavisi, bilişsel davranışçı terapi.

 
Yeme Bozuklukları

Yemek yeme bozuklukları, hastaların yeme alışkanlıklarını, düzenlerini ve bunlarla ilgili düşüncelerini ve duygularını çok ciddi şekilde bozan ve aksatan hastalıklardır. Yeme bozuklukları daha çok 12 ile 35 yaş arası kadınlarda olmak üzere milyonlarca kişiyi etkilemektedir. İki ana tip yeme bozukluğu vardır: anoreksiya nervosa ve bulimia nervosa. Üçüncü bir tip yeme bozukluğu olarak düşünülen ancak henüz ayrıca sınıflandırılmamış olan Binge Eating Disorder yani aşırı (tıkanırcasına) yeme bozukluğu halen incelenme aşamasındadır. Yeme bozukluklarından kaynaklanan bu rahatsızlıklar tipik olarak yiyeceklere ve vücut ağırlığına karşı bir saplantı haline dönüşmektedir.

Yeme Bozuklukları

Anoreksiya Nervosa ve Bulimia Nervosa hastalarının genellikle özsaygıları düşüktür ve kendileri ve vücutları hakkında aşırı derecede eleştiri yaparlar ve kusurlar bulurlar. Çoğunlukla kendilerini “şişman” hissederler ve bazen hayatları tehlikeye girecek kadar beslenme yetersizliği veya ileri derecede açlık içinde olmalarına rağmen kendilerini fazla kilolu görürler. Yoğun bir kilo alma ve şişmanlama korkusu tamamen benliklerini kaplayabilir. Bu hastalıkların başlangıç safhalarında hastalar genellikle bir sorunları olduğunu inkar ederler.

Yeme bozuklukları bir çok vakada anksiyete, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk ve alkol veya ilaç bağımlılığı gibi diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikte olabilir. Bazı kişilerde yeme bozukluğu oluşmasında kalıtımsal faktörlerin bir rolü olabileceği yönünde yeni bulgular olduğu öne sürülse de bu hastalıklar bu konuda hiçbir ailesel geçmişi olmayan kişileri de etkilemektedir. Bu hastalıkların duygusal ve fiziksel semptomları tedavi edilmezse yetersiz beslenme, kalp yetmezliği ve ölüm riski taşıyan diğer hastalıklar ortaya çıkabilir. Ancak uygun bir tedavi ile yeme bozukluğu olan hastalar doğru yeme alışkanlıklarına kavuşabilir ve duygusal ve psikolojik sağlıklarını geri kazanabilirler.

Yeme Bozuklukları: Anoreksiya Nervosa

Hastaların boyuna oranla hesaplanan sağlıklı ağırlıklarının en az % 15'inin altında olması durumunda anoreksiya nervosa teşhisi konulur. Anoreksiya nervosa olan hastalar yeterli miktarda yemeyi reddettikleri için normal kilolarını koruyamazlar, genellikle obsesif bir şekilde egzersiz yaparlar ve bazen kilo kaybetmek için kendilerini kusmaya zorlarlar ya da laksatifler kullanırlar. Zamanla vücudun ileri derecede açlığı nedeniyle şu semptomlar gelişebilir:

- Adet kanamaları durur,

- Kalsiyum kaybı sonucunda osteopeni veya osteoporoz (kemiklerin incelmesi) başlar,

- Saçlar ve tırnaklar kırılganlaşır,

- Cilt kurur ve sararır,

- Anemi gelişebilir ve kalp kasları da dahil olmak üzere tüm kaslar zayıflar ve erir,

- İleri derecede kabızlık oluşur,

- Kan basıncı düşer, nefes alma ve nabız yavaşlar,

- Vücut iç sıcaklığı azalır ve sürekli üşümeye neden olur,

- Depresyon ve letarji (uyuşukluk) gelişir.

Yeme Bozuklukları: Bulimia Nervosa

Her ne kadar sıklıkla rejim yapıyor ve aktif olarak egzersiz yapıyor olsalar da bulimia nervosa hastaları normal kiloda, normalin biraz altında veya üstünde hatta obez olabilirler. Ancak asla anoreksiya nervosa hastaları kadar zayıf olamazlar. Bulimia nervosa hastaları sık sık ve aşırı miktarda yerler ve bu esnada çok kısa zaman içinde şaşkınlık verici miktarda yiyecek tüketerek genellikle şeker, karbonhidrat ve yağdan zengin binlerce kalori alırlar. Bazen yediklerinin tadını bile alamadan yiyecekleri mideye indirerek çok hızlı yiyebilirler. Çoğunlukla sadece başka biri onları durdurunca veya uykuya daldıklarında ya da mideleri normal kapasitesinin üzerinde gerilip şişerek ağrı yapmaya başlayınca yeme işlemlerine son verirler. Yerken kendilerini kontrolden çıkmış hissederler. Bulimia nervosa hastalarında aşırı yeme krizi sonrasında kusarak veya laksatif alarak yediklerini boşaltmalarının en sık sebepleri mide ağrıları ve kilo alma korkusudur. Bu döngü genellikle haftada birkaç kez, ciddi vakalarda ise günde birkaç kez tekrarlanmaktadır. Bir çok kişi aile üyelerinden ya da arkadaşlarından birinde bulimia nervosa olduğunu bilmemektedir çünkü hastalar hemen her zaman bu aşırı yeme krizlerini gizlemektedirler. Önemli derecede zayıf olmadıkları için bu davranışları en yakınları tarafından fark edilmeyebilir. Ancak bulimia nervosanın şüphe uyandıracak semptomları bulunmaktadır:

- Kronik boğaz ağrısı ve iltihabı,

- Yanaklarda ve çene altında tükürük bezlerinde şişme, hastaların yüzünde ve yanaklarında sincap yüzü gibi şişkin bir görünüm,

- Diş minelerinde aşınma, sürekli mide asidine maruz kalan dişlerde çürümeler,

- Sürekli ve devamlı kusmalar sonucunda gastro-özofajeal reflü hastalığı oluşumu,

- Aşırı laksatif kullanımı bağırsaklarda tahrişe ve hastalıklara sebep olabilir,

- Diüretikler (idrar söktürücüler) böbrek hastalıklarına sebep olabilir,

- Aşırı kusma ve ishal ileri derecede sıvı kaybına sebep olabilir.

Yeme Bozuklukları: Aşırı Yeme Bozukluğu

Aşırı (tıkanırcasına) Yeme Bozukluğu – Binge Eating Disorder

Aşırı (tıkanırcasına) yeme bozukluğu kriterleri halihazırda araştırma safhasında olup tanımı yapılma aşamasındadır. Ancak aşırı (tıkanırcasına) yeme bozukluğu olan hastalarda kısa süre içinde çok büyük miktarlarda yiyecek tüketilen aşırı yeme krizleri olmaktadır ve bu dönemlerde kontrollerini kaybetmektedirler. Bulimia nervosa hastalarının aksine kusmaya çalışarak ya da aç kalma veya gereksiz laksatif kullanımı gibi diğer sağlıksız yöntemlere başvurarak yediklerinden kurtulmaya çalışmamaktadırlar. Aşırı (tıkanırcasına) yeme bozukluğu kroniktir ve özellikle ileri derecede obezite, dibet hastalığı, hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. 

Tedavi 

Yeme bozukluğu hastalıkları duygusal ve bedensel sağlık arasındaki yakın ilişkiyi açıkça göstermektedir. Anoreksiya nervosa hastalarında tedavinin ilk adımı sağlıklı bir seviyeye kadar kilo almalarına yardımcı olmaktır. Bulimia nervosa hastalarında ise aşırı yeme- boşaltma döngüsünü kırmaktır. Aşırı (tıkanırcasına) yeme bozukluğu olan hastalarda aşırı yeme krizlerini durdurmaya yardımcı olmak önem taşımaktadır. Ancak bir hastaya normal kilosunu kazandırmak ya da aşırı yeme- boşaltma döngüsünü geçici olarak durdurmak bunların altta yatan nedeni olan ve anormal şekilde yedikçe ağırlaşan duygusal sorunlara çözüm olmamaktadır. Psikoterapi, yeme bozukluğu olan bu hastalarda bu bozuklukları tetikleyen duyguları, düşünceleri ve davranışları anlamalarını sağlayarak faydalı olmaktadır. Buna ilaveten, bazı ilaçların da tedavi sürecinde etkili oldukları kanıtlanmıştır.

Bu yeme bozukluklarından kaynaklanan ciddi fiziksel sorunlar olması nedeniyle tüm anoreksiya nervosa, bulimia nervosa ve aşırı (tıkanırcasına) yeme bozukluğu olan hastalarının tedavisinde genel tıbbi bakım, beslenme düzenlenmesi ve yönetimi, beslenme danışmanlığı ve psikiyatrik destek bulunmalıdır. Bu önlemler hastanın fiziksel olarak iyileşmelerini ve sağlıklı yeme alışkanlıklarını geri kazanmalarını sağlayacaktır.

 
Mevsimsel Depresyon 

Mevsimsel Afektif Bozukluk ya da Mevsimsel Duygu durum Bozukluğu olarak da bilinen bu rahatsızlık her yıl sonbahar ve kış aylarında günlerin kısalmasıyla ortaya çıkan bir depresyon biçimidir. Genellikle ilkbahar ve yaz aylarında günlerin uzamaya başlamasıyla birlikte mevsimsel depresyonu olan hastaların şikayetlerinde iyileşme görülür. Ancak bazen ilkbahar ve yaz mevsiminde oluşan bir tipi de bulunmaktadır. 

Mevsimsel Depresyon Kimlerde Görülür?

Mevsimsel depresyonun toplumda % 5 - 6 oranında bir sıklıkta görüldüğü tahmin edilmektedir ve bu oran yaşanılan bölgenin ekvatora uzaklığı arttıkça yükselmektedir. Her yaştan insanda mevsimsel depresyon görülebilmekle birlikte ilk şikayetlerin ortaya çıkma yaşı ortalama 22- 23 tür ve diğer depresyon biçimleri gibi kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 4 kat daha sık görülür. Ailesinde veya yakın akrabalarında depresyon hikayesi bulunan kişilerde olma ihtimali yüksektir. Ayrıca kişisel biyolojik yapı, beyin kimyası, aile geçmişi, çevresel etkiler ve hayat tecrübesine bağlı olarak bazı belirli kişiler diğer depresif hastalıklara olduğu gibi mevsimsel depresyona da daha kolay yakalanabilirler. Bunun yanı sıra klinik olarak depresyon veya bipolar bozukluğu olan kişilerde depresyon şikayetleri mevsimsel olarak daha da kötüleşebilir.

Mevsimsel Depresyonun Sebepleri Nelerdir?

Neden ve nasıl olduğu henüz kesin olarak bilinmese de uzmanlar mevsimsel depresyonun, beyinin sonbahar ve kış aylarında günışığının azalmasına verdiği tepki ile tetiklendiğini düşünmektedirler. Beyinde bulunan iki özel kimyasal madde olan Serotonin ve Melatonin'in düzeylerindeki değişikliklerin mevsimsel depresyonla bağlantısı olduğuna inanılmaktadır. Bu iki kimyasal madde insanda uyku ve uyanıklık döngüsünün, enerjisinin ve ruh halinin düzenlenmesinde rol oynarlar. Sonbahar ve kış aylarındaki günlerde kısalma, günışığında azalma ve uzun karanlık saatler melatonin düzeylerinde artışa ve serotonin düzeylerinde azalmaya sebep olabilir ve bu da depresyonun oluşması için gereken biyolojik şartları yaratabilir.

Melatonin uykuyla bağlantılı doğal bir hormondur. Karanlıkta veya gündüzler kısaldığında vücut büyük miktarlarda melatonin üretir ve bu yüksek düzeydeki melatonin insanda uykuya meyil, rehavet ve uyuşukluğa neden olur.

Beyindeki kimyasal bir madde (nörotransmiter) olan serotonin insanın ruh halini keyfini etkiler. Güneş ışığına maruz kalındığında serotonin üretimi artar. Sonbahar ve kış aylarında günler kısaldığında ve karanlıkta azalabilir. Serotonin düzeyindeki düşüklüğün depresyonla ilişkili olduğu düşünülmektedir ve serotoninin artışı depresyonla mücadele etmeye yardımcı olmaktadır.

Mevsimsel Depresyonun Semptomları Nelerdir?

 

Depresyona ait aşağıdaki bulgulardan bazıları veya hepsi görülebilir.

Sonbahar ve kış aylarında görülen semptomlar:

Depresyon, üzüntülü hassas ve asabi olma hali,

  • Umutsuzluk, ağlama krizleri

  • Anksiyete,

  • Enerji eksikliği veya yokluğu, yorgunluk,

  • Kollarda veya bacaklarda kurşun gibi ağırlaşma,

  • Sosyal hayattan kendini geri çekme,

  • Aşırı uyku,

  • Önceleri zevk alınan şeylerden artık zevk alamama,

  • İştah ve yeme değişiklikleri, özellikle karbonhidratlı gıdalara aşırı istek ve düşkünlük,

  • Kilo alma, aşırı yemeye bağlı,

  • Konsantrasyon zorluğu, okul ve iş hayatında performans düşüklüğü,

  • Cinsel isteksizlik.

İlkbahar ve yaz aylarında görülen mevsimsel depresyonda (yaz depresyonu) ise aşağıdaki bulgular görülebilir:

  • Anksiyete,

  • Uyku sorunları,

  • insomnia (uykusuzluk),

  • -Asabilik,

  • Ajitasyon,

  • İştah kaybı,

  • Kilo kaybı,

  • Cinsel dürtüde artış.

 

Diğer depresyon biçimlerinde olduğu gibi mevsimsel depresyonun semptomları da hafif, orta ve ağır derecede veya aralarda bir yerde olabilir. Hafif semptomlar insanın günlük yaşantısını sürdürme becerilerini daha az etkilemesine rağmen ağır derecede olan semptomlar daha çok engeller. Ağır vakalarda mevsimsel depresyon madde bağımlılıklarına ve intihar düşüncelerine sebep olabilir. Mevsimsel depresyonu diğer depresyon biçimlerinden ayıran farklılık semptomların (en az iki yıl arka arkaya) mevsim içinde yalnızca birkaç ay sürmesi, diğer mevsimlerde olmamasıdır. Bipolar Bozuklukta Mevsimsel Değişiklikler: Bipolar bozukluğu olan bazı kişilerde ilkbahar ve yaz ayları mani semptomlarını veya hipomani denilen daha hafif bir mani formuna neden olabilir. Bu “Reverse Seasonal Affectif Disorder” yani zıt mevsimsel depresyon olarak bilinmektedir ve bulguları şunları içermektedir:

  • Sürekli keyifli ruh hali,

  • Hiperaktivite,

  • Ajitasyon,

  • Olaylara ve ortama uymayan orantısız ölçüsüz aşırı coşku hali,

  • Hızlı düşünceler ve konuşmalar.

 

 Mevsimsel Depresyon Nasıl Teşhis Edilir?

 

 Mevsimsel depresyonu teşhis edebilmek için doktorunuz ya da psikiyatrsitiniz aşağıdakileri içeren detaylı bir inceleme yapar: 

Detaylı sorgulama: Düşüncelerinizde ya da davranışlarınızdaki mevsimsel değişiklikler hakkında ve ruh haliniz hakkında sorular sorar. Uyku ve yeme düzeniniz, ilişkileriniz, işiniz ve hayatınız hakkında sorular sorup psikolojik bir testten geçmenizi isteyebilir.

Fizik muayene: Doktorunuz veya psikiyatristiniz depresyonunuzla ilişkili olabilecek altta yatan başka fiziksel sorunlar olup olmadığını anlamak için bir fizik muayeneye gerek görebilir. Bir çok diğer rahatsızlık ve hastalık iştah değişikliklerine, uyku bozukluklarına ya da aşırı yorgunluklara neden olabilir.

Laboratuar testleri: Mevsimsel depresyonu teşhise yönelik herhangi bir laboratuar testi bulunmamaktadır. Ancak doktorunuz depresyona neden olabilecek ya da bulguların şiddetini arttırabilecek başka bir fiziksel rahatsızlıktan şüphelenirse altta yatan olası sorunları tespit edebilmek için sizden kan testleri ya da başka testler isteyebilir. Yorgunluk, halsizlik ve enerji düşüklüğü hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması), hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ya da infeksiyoz mononükleoz (viral hastalık) gibi başka hastalıkların bulguları olabilir.

Mevsimsel depresyon, depresyonun veya bipolar bozukluğun bir alt formu olarak nitelendirilmektedir. Detaylı bir inceleme ve değerlendirmeye rağmen bazen psikiyatristiniz için mevsimsel depresyon tanısını koymak zor olabilir çünkü depresyonun diğer formları ve diğer ruh hastalıkları da benzer bulguları gösterebilmektedir.

Mevsimsel depresyon tanısı koyabilmek için psikiyatristlerin büyük bir kısmı aşağıdaki kriterlerin bulunup bulunmadığına bakmaktadırlar:

  • En az iki yıl arka arkaya, yılın aynı zamanında depresyon ve diğer bulgulara sahip olunması,

  • Depresyon dönemlerinin ardından depresyon olmayan dönemlerin gelmesi,

  • Ruh halinizdeki ve davranışlarınızdaki değişiklikleri açıklayacak başka bir neden olmaması.

Mevsimsel Depresyonun Tedavisi Nedir? 

Mevsimsel depresyonun tedavisinde ilaç tedavisi, psikoterapi ve ışık tedavisi kullanılabilmektedir. Eğer bipolar bozukluğunuz varsa doktorunuz ilaç tedavisi(antidepresan) ve/ veya ışık tedavisi önerirken bunların manik nöbetleri tetikleme riski potansiyeli olduğundan dikkatli davranacaktır, bu nedenle tedavinizin bir psikiyatrist tarafından düzenlemesi önemlidir. Mevsimsel depresyon teşhisi konulduktan sonra psikiyatristiniz size aşağıdaki tedavilerden biri veya birkaçını önerebilir:

İlaç tedavisi

Mevsimsel depresyonu olan bazı hastalar özellikle de semptomları ağır olanlar antidepresan ilaçlardan çok fayda görmektedirler. Antidepresan ilaçlar beyindeki, ruh halini ve enerjiyi düzenleyen serotonin ve diğer nörotransmitterlerin dengelerinin düzeltilmesine katkıda bulunmaktadırlar. Bu ilaçlar psikiyatristiniz tarafından yazılmalı ve izlenmelidir. Doktorunuz antidepresan tedavisine her seneki tipik şikayetleriniz ortaya çıkmadan başlamanızı ve semptomlarınız geçse de tedavinize bir süre daha devam etmenizi önerebilir. Unutmayınız ki antidepresan ilaçlardan tam fayda görebilmek için birkaç hafta geçmesi gerekebilir. Ayrıca buna ilaveten size en faydalı olabilecek ve en az yan etkisi olacak bir ilacı bulabilmek için değişik ilaçları denemeniz gerekebilir. 

Psikoterapi

 

Psikoterapi hastaların kendilerini kötü hissetmelerine neden olan olumsuz düşünce ve duygular üzerinde odaklanarak bunları öğrenmelerine, tanımalarına, anlamalarına ve değiştirebilmelerine yardımcı olur ve gelecekteki mevsimsel depresyon nöbetlerini engelleyebilmelerine ya da minimize edebilmelerine katkıda bulunur. Aynı zamanda sıklıkla depresyonla birlikte gelen tecrit olma ya da kendini yalnız hissetme duygusunu yenmelerine yardımcı olur. Hastalar mevsimsel depresyon ile başa çıkmanın sağlıklı yollarını öğrenirler.

Fototerapi (ışık terapisi)

 

Mevsimsel depresyonun semptomlarını karanlık veya ışık azlığı tetiklediği için ve alınan ışık miktarı arttırılınca semptomlar azaldığı ya da iyileştiği için tedavide kış aylarında daha fazla ışık tedavisi önerilmektedir. Semptomları hafif olan kişilerde açık havada dolaşmak, bazen egzersizler yapmak, fırsat buldukça yürüyüş yapmak yeterli olabilmektedir. Günışığı Tedavisi Floresan Işık Kaynağı Tedavisi Fototerapide günışığını taklit eden özel ışık kaynakları kullanılmaktadır ve günde yaklaşık 30-40 dakika bu ışığın önünde oturulur. Semptomlar bazı hastalarda birkaç gün içinde diğerlerinde de birkaç hafta içinde iyileşebilmektedir. Doktorlar ışık tedavisine devam etmeyi genellikle dışarıda güneş ışığı yeterli derecede oluncaya kadar tavsiye etmektedirler. Diğer tüm tedaviler gibi ışık tedavisi de bir doktorun gözetiminde yapılmalıdır. Özellikle başka tip bir depresyon hastalığı olanlar, ışığa hassas cildi olanlar veya ışıktan zarar görebilecek bir göz rahatsızlığı olanlar için bu çok önemlidir. Bu ışık kaynakları zararlı UV ışınları filtreleyebilmelidir. Bronzlaşma sistemleri bu amaçla kullanılmamalıdır. Depresyonun her formu ciddi olabilir. Eğer herhangi bir şekilde depresyon bulgularınız olduğunu düşünüyorsanız size en iyi yardımı sağlayabilecek kişi olan bir psikiyatrist ile görüşünüz.

 
Posttravmatik Stres Bozukluğu (Travma Sonrası Stres Bozukluğu)

Posttravmatik (Travma Sonrası) Stres Bozukluğu doğal felaketler, ciddi kazalar, terörist olaylar, savaş, işkence ya da tecavüz gibi vahşi saldırılara maruz kalan ya da tanıklık eden insanlarda oluşabilen psikiyatrik bir bozukluktur. Posttravmatik Stres Bozukluğu'ndan muzdarip olan kişiler sık sık bu kötü deneyimi flashback ya da kabuslar olarak yeniden yaşamakta, uyumakta zorluk çekmekte ve kendilerini kopuk, uzak ve yabancılaşmış hissetmektedirler.

Posttravmatik Stres Bozukluğu semptomları çok özel ve belirli olmasına rağmen sıklıkla yanlış anlaşılıp yanlış teşhis konulmaktadır. Bir zamanlar en sık, ağır çatışmalara katılmış savaş gazilerinin sahip olduğu bir bozukluk olduğu düşünülmüş olsa da araştırmacılar artık bilmektedirler ki Posttravmatik Stres Bozukluğu kadınlarda daha fazla olmak üzere her iki cinste de görülebilmektedir. Bazı Posttravmatik Stres Bozukluğu vakalarında semptomlar zamanla kaybolabilirken diğerlerinde yıllarca kalabilir.

Posttravmatik Stres Bozukluğu sık olarak örneğin depresyon, madde bağımlılığı, hafıza sorunları ve başka zihinsel ve fiziksel sağlık sorunları gibi diğer ilişkili bozukluklarla birlikte oluşabilir ya da onların oluşumuna katkıda bulunabilir. Travma yaşayan herkes tedaviye ihtiyaç duymayabilir, bazıları ailelerinin, dostlarının veya dini görevlilerin yardımları ile iyileşebilirler. Ancak bir çoğunun, çok ezici bir travmatik olayı yaşamaktan, tanıklık etmekten ya da katılmaktan kaynaklanan psikolojik hasardan ve yıkımdan iyileşebilmek için profesyonel tedaviye ihtiyacı vardır.

Posttravmatik Stres Bozukluğu genellikle travmadan sonra üç ay içinde ortaya çıkmakla birlikte ancak bazen daha da geç görülebilir. Posttravmatik Stres Bozukluğu semptomları üç sınıfta değerlendirilir:

İntrüzyon

Posttravmatik Stres Bozukluğu olan kişilerde yaşanmış travmanın anıları hiç beklenmedik anlarda yeniden canlanır, “flashback” denilen ataklar nöbetler halinde istemeden davetsiz bir şekilde günlük hayatlarına karışırlar. Bu nöbetler acı veren duyguların eşlik ettiği canlı ve güçlü anılar aniden kişinin dikkatini ele geçirdiğinde ortaya çıkarlar. “Flashback”ler o kadar güçlü olabilir ki kişi o travmatik deneyimi gerçekten yeniden yaşadığını veya kabuslar halinde ve gözlerinin önünde yeniden canlandığını hisseder.

Kaçınma

Kaçınma semptomları kişinin başkaları ile ilişkilerini etkiler: aile bireyleri ile, iş arkadaşları ile ve dostları ile yakın duygusal bağlar kurmaktan kaçınırlar. Başlangıçta kendilerini duygusuz, donuk hissederler, duygularında azalma olur, ve yalnızca rutin mekanik eylemlerini gerçekleştirirler. Daha sonra travmatik olayın anılarını tekrar tekrar yaşadığında kişi, ”flashback”in sebep olduğu duygu seli ile hiç duygu hissedememe ya da gösterememe arasında gidiş gelişler yaşar. Posttravmatik Stres Bozukluğu olan bir kişi asıl travmatik olayı hatırlatan her durum ve etkinlikten kaçınır, uzak durur.

Posttravmatik Stres Bozukluğu olan kişilerdeki travmatik olaydan kaynaklanan üzüntü, kızgınlık ve korkunun üstesinden gelebilme ve içinden çıkabilme yetisinin eksikliği, travmanın o kişinin davranışlarını farkında ve bilincinde olmadan etkilemeye devam edebileceği anlamına gelmektedir. Bu acı veren duygularından kurtulamamanın sonucunda depresyon sıklıkla görülmektedir. Bazı hastalar da diğerleri -özellikle arkadaşları ya da aileleri- bir felaketten kurtulamayıp kendileri kurtuldukları için suçluluk duyarlar.

Aşırı Uyarılma

Posttravmatik Stres Bozukluğu, insanların hastalıklarına sebep olan travma tarafından sürekli tehdit altındaymışlar gibi davranmalarına yolaçar. Nedensiz yere bile olsa aniden aşırı alıngan, aşırı hassas ve patlamaya hazır hale gelebilirler. Günlük bilgileri hatırlamada ve odaklanmada sorunlar yaşayabilirler ve korkunç kabuslar nedeniyle uykusuzluk (insomnia) çekebilirler. Tehlikenin yakında olduğu sabit fikri ve hissi abartılı irkilme, ürkme ve korku tepkilerine sebep olur.

Sonuç olarak Posttravmatik Stres Bozukluğu olan bir çok kişi, kendi kendilerini “tedavi”etmek ve geçici olarak da olsa travmayı ve acısını hafifletmeye yardımcı olması için alkol veya diğer uyuşturucuları istismar ederek de acı veren flashback'lerden, yalnızlıktan ve anksiyeteden kendi kendilerine kurtulmaya çalışırlar. Posttravmatik Stres Bozukluğu olan bir hastanın dürtüleri üzerindeki kontrolü zayıflayabilir ve intihar etme riski artabilir.

Tedavi

Günümüzde artık Psikiyatri uzmanları Posttravmatik Stres Bozukluğunun gerçek ve acı veren etkilerini tedavi etmede çok başarılı olmaktadırlar. Travmalarının ve acılarının üstesinden gelebilmeleri için Posttravmatik Stres Bozukluğu olan kişilere yardımcı olmak amacıyla bir çok çeşitli metotlar kullanmaktadırlar.

Bilişsel Davranışçı Terapi, sorun yaratan zihinsel süreçleri inceleyerek, sorgulayarak ve meydan okuyarak ve Posttravmatik Stres Bozukluğu olan hastalara rahatlama tekniklerini öğreterek davranış ve düşüncelerin acı veren ve istenmeyen şekillerini düzeltmeye odaklanmaktadır.

Exposure(Maruz Bırakma) Terapisi, travma esnasında ortaya çıkan yoğun ve baskın korkuyla ve stresle yüzleşmeleri ve kontrolü ele geçirmeleri amacıyla hastalara yardım etmek için travmanın özenli, dikkatli ve detaylı bir şekilde hayali canlandırılmasını veya yine kontrollü bir ortamda semptom “tetikleyicileri” ile aşamalı bir şekilde yüzleşmeyi kullanmaktadır. Bazı vakalarda travmaya ait anıların tümü ile toptan bir yüzleşme yapılabilir. Diğerleri içinse en ağır travmaya aşama aşama ulaşmak ya da her seferinde travmanın bir bölümünü ele almak tercih edilir(desensitizasyon-duyarsızlaştırma terapisi).

Psikodinamik Psikoterapi, hastanın kendi kişisel değer yargılarını ve travma esnasında yaşadıkları ve davranışlarının onu nasıl etkilediğini gözden geçirmesine yardımcı olmaya odaklanır.

Aile Terapisi de tavsiye edilebilir çünkü eşin ve çocukların davranışları Posttravmatik Stres Bozukluğu olan kişiden kaynaklı değişim gösterebilir ve hastayı etkileyebilir.

Tartışma Grupları ya da Grup Terapisi benzer travmatik olaylara maruz kalanların tecrübelerini ve göstermiş oldukları tepkilerini diğerleri ile paylaşmaya teşvik eder ve cesaretlendirir. Grup üyeleri, bir çok insanın onların yerinde olsalar aynı şeyleri yapacağını ve aynı duyguları hissedeceğini anlamaları ve farkına varmaları için birbirlerine yardım ederler.

İlaç tedavisi, Posttravmatik Stres Bozukluğunun semptomlarının kontrolünde yardımcı olur. İlaç tedavisinin sağladığı semptom iyileşmesi, durumu aksi takdirde katılıma engel olabilecek bir çok hastanın psikoterapiye daha etkili bir şekilde katılımını sağlamaktadır. Özellikle antidepresan ilaçlar, tek başlarına veya psikoterapi ile birlikte Posttravmatik Stres Bozukluğunun ana semptomlarının tedavisinde faydalı olabilmektedir.